31 Bölüm Zafer ve Bedel
Bölüm 31
Zafer ve Bedel
İKİ GÜN SONRA – ANKARA
TUSAŞ – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.
Hakan Başkurt, makam odasında misafirleriyle birlikte çay içiyordu. Masada yer alan konuklar; Profesör Doktor Mehmet Selim Emre, Komiser Yardımcıları Kaan Güçlü ve Nihat Meşe ile Doktor Elif Kılıç’tı. Hakan, karşısında oturan doktorun boğazındaki parmak izlerini fark etmişti fakat hiç bir yorum yapamadı. Brifing odasında Elif’in sözlerini hatırlayıp onunla gurur duyduğunu hissediyordu.
Elif’in zihni hâlâ Efe Yılmazer’deydi. Sessizliğini bozarak sordu:
“Hakan Bey... Efe Yılmazer’e ne olacak?”
Hakan, kendinden emin bir ses tonuyla yanıtladı:
“Efe’nin potansiyeli, kontrolsüz bırakıldığında tehlikeli olabilir. Onunla işimiz bitti. Artık onu toplumla etkileşime sokamayız.”
Elif başını hafifçe öne eğdi.
“Ama o çok zeki... Böylesine bir potansiyel harcanamaz, harcanmamalı...” ve ısrarlı bir ses tonuyla ekledi,
"Eğer bana bir fırsat verirseniz...."
Hakan onun sözünü kesip tereddütsüz cevapladı:
“Maalesef Elif Hanım... Zekâ ve potansiyel, kontrolsüzken yıkıcıdır. Onu tecrit altında tutmalıyız. Bir çok sırra vakıf.. Hem bizim güvenliğimiz hem de onun için en doğrusu bu.”
Elif bu sözlerle Efe hakkında çoktan karar verildiğini anlamıştı. Ona yardımcı olmayı isterdi fakat daha fazla konuşmanın anlamı yoktu.
Hakan ayağa kalktı.
“Evet, çaylarımızı içtik. Hazırsanız size tesislerimizi gezdirmek isterim.”
Herkes yerinden kalktı. TUSAŞ tesislerinin içine adım attıkları anda üzerlerinden büyük bir ağırlığın kalktığını hissettiler. Bitmek bilmeyen bir sürecin ardından gelen bu rahatlama, onlara huzur veriyordu.
Elif, Kaan’ın yanında yürürken son bir haftada yaşadıklarını düşündü. Sarsıcı olaylara rağmen, onun hep yanında olduğunu biliyordu. Sessizce elini tuttu. Kaan da onun elini sıktı.
Tesis içindeki elektrikli araç, onları büyük bir hangara götürdü. Milli muharip uçağının ilk prototipi “Kaan” tüm heybetiyle duruyordu. İçeri girdiklerinde gözlerinin önünde duran o dev metal kütleyi görünce Nihat heyecanla konuştu:
“Kaan… Birader, sonunda senden daha yakışıklı başka bir ‘Kaan’la tanıştım! Şunun heybetine bakar mısın, babacığım!”
Hakan, Kaan, Elif ve Mehmet Selim kahkahalarla güldüler.
MANİSA RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI HASTANESİ
TECRİT ODASI
Efe Yılmazer, hastanenin izole edilmiş özel odasında sessiz bir çılgınlık içinde yaşıyordu. Tavanı seyrederek kendi kendine konuşuyordu. Gözleri dalgındı ama sesi öfkeliydi:
“Sana dedim, aptal. Seni kullanıp atarlar, dedim. Ama sen dinlemedin.”
İçinde bastıramadığı Ural, hırlayan bir sesle cevap verdi:
“Kapa çeneni! Ne geldiyse başımıza senin yüzünden geldi. Ama... o Elif’in beni bırakacağını düşünmemiştim. Artık ondan intikam almak için yaşayacağım! Kafanı kullan… Bir hasta bakıcıdan bir şekilde akıllı telefon çal. Buradan çıkmamız gerek. İntikamımı almadan ölmeyeceğim!”
Demir kapının aralığından dışarı bakan Efe – ya da artık Ural – gözlerini kararttı.
“Elif… Beni bıraktığın için cezanı vereceğim.”
1. Kitap Sonu...
x
Yorumlar
Yorum Gönder
Değerli yorumlarınız için teşekkürler